28 Kasım 2016 Pazartesi

India




Akşam Ganga ziyareti bol sinekli bol ayinli tekneden karayı seyrederek geçti. Karaya inmememiz hayrımıza bir hareket olmuş o kadar kalabalıktı ki iğne atsan yere düşmezi bırakın nefes alınamayacak gibiydi. Ertesi sabah hortlayıp bu sefer tekrar tekneye güneşin doğuşunu yakalamaya gittik. Bu da benim için Holistik bir andı. Huzur içinde doğuşu seyrederken gevezelerin susmasını bekledim. Güneş iyice yükselince Ganga kıyısını şöyle 1-1.5saat kadar tekneyle gezdik. Ölü yakmalara şahit olduk. Rehberimiz saygı gösterelim foto çekmeyelim dese de insanlar çekti.
Anlamadım neden çektiler neden saygısızlık yaptılar. Daha sonra yanan ceset videolarını kaç kere seyrettiler bilemem tabii.





Seyahat saraylar, tapınaklar, camiler gezerek dolu dolu geçti. Çok meraklısı değilseniz bile bir kere gidip görmeye değer bence.





Tabii ki aradan klasik alışveriş turlarımızda oldu. Hani şu acımasızca rehberin yönlendirdiği cezalı gibi içinde durmanız ve ikramlara boğulmanız gereken,bizim Nur-u Osmaniyede ki mantık yerler.
Biz buralardan hiç alışveriş yapmadık. Serbest zamanlarda ufak tefek şeyler aldık. Daha keyifli oldu.




Bu resimde gördüğünüz de bir kuyumcunun showu. Yüzlerce yıldır aynı teknik kullanılıyormuş ...... İnanırsanız tabii.... :))

27 Kasım 2016 Pazar

Varanasi -Ganga - Ghat - Rickshaw


Varanasi Ganga'nın yani Ganj'ın ruhunu hissedebileceğiniz yer diyebilirim. Biz otele yerleştikten sonra biraz dinlendik odaya yerleştik ve yine şanslıyız ki otelin bahçesinde bir davet daha var. İlk gün bizi bir düğün karşılamıştı burada da bizi bir yaş töreni karşılıyor. Bahçe çiçeklerle süslenmiş. Bir tarafta 6-7 tane kına yapan hanım gelmiş davetlileri kınalıyor. Müzik var yemek var davetliler en renkli sarilerine sarılmışlar anlayacağınız acayip renkli ,eğlenceli bir gece daha başlıyor. Tek sevimsiz gelen taraf (yani bana ...) bu davetin sebebi olan bebekciğin kafası kazınmış, gözleri de kömür gibi boyanmış. Bu masumiyeti yok etmiş bir görüntü oluyor yani o 1 yaşındaki bebek işte anladınız ne demek istediğimi. Neyse biz bu daveti biraz seyredip bizi bekleyen Rickshaw larımıza yerleştik. Bu bisikletle çekilen bir tür taxi. Arkaya 2 kişi oturuyor. Gerçi ben arkaya 5-6 Hindu oturmuşunu da gördüm o ayrı.






Grubun tamamının yerleşmesi ve yola çıkmamız vakit aldı. Gün batımını yakalamamız lazım. Acele acele....
Acele ederken yola çıktık. İşte kaos ne demek trafik ne demek hani şu durmadan anlatılan Hindistan'ın kalabalığı ne demek bu yolda anlayı verdik. Meğer biz seyahatin başından beri halka karışmamış pek bir jet-set yaşamışız. Şimdi işte aradığımı buldum , kalabalığa karıştım. Yerlilerin içindeyiz. Her ne kadar floresan gibi parlasak da karıştık işte aralarına. Bu öyle acayip bir yolculuk oldu ki hem mutluyum hem hiç birşeyi kaçırmak istemiyorum hem fotoğraf çekmek istiyorum hem çantama hakim olmalıyım hem makinamı kaptırmamalıyım offff ne zor iş. Bunlarla uğraşırken bir anda önümde babamın rickshawı grup düz giderken sola tenha bir sokağa daldı. Benim komplo teorisi uydurma kapasitem tavan yaptı. Kaçırılıyor. Organ mafyası.Yok sadece cep telefonu ve cüzdanını çalıp bir yere atacaklar. Hay aksi telefonum Yeliz de. Grup benden uzakta kime bağırsam bağırsam ne desem........... O sokağıda çoktan geçtik derken ömrümden ömür kaybetmişken yine soldan cart diye grubun en önüne çıkı verdiler. Ohhhh dedim. Olayın stresini atlattım. 



Bir yerde durup biraz yürüdük ve o her yerde gördüğünüz Ganj kenarındaki merdivenli yere geldik. Burası Ghat larıyla meşhur. Yani burası çok dini bir yer ölüler yakılıyor. Ayinler yapılıyor. Merdivenlere gelinip yıkanılıyor ki bu bir günahlardan arınma ayini oluyor.

Daha öncede dediğim gibi rehberlik hizmeti vermiyorum o bilgileri bulursunuz. Copy paste in anlamı yok. Ben sadece hissettiklerimi paylaşıyorum. Bu benim için çok HOLİSTİK bir andı. Ganj'ı gördüğüm ilk an dondum kaldım. Güneş bu kadar mı sakin batar bu kadar mı huzur verir. İnanamadım .... Aşık oldum. Evet ben galiba Hindistan'a aşık oldum. Darısı görmek isteyen tüm gezginlerin başına.

24 Kasım 2016 Perşembe

Circle

CREATIVE EXPERIENCE WITHOUT USING CREATIVITY.  Kazuaki Tanahashi



Zen Circle hakkında yorumudur Tanahashi'nin. Uzakdoğu felsefesi zen e uzaksanız hiç bilginiz yoksa bile form hoşunuza gidecektir. Sonuçta sadece bir daire. Tek nefeste çizilen hiçlik gibi gelse de aslında çokluk aslında hayatın ta kendisi. Bunu çizebilmek için eğitim alınıyor ama bende bir küstahlık bir kendime güven. Kime ne bu benim zen circle ım diyerek kendime çizeceğim. Evime de asacağım. Dalga geçenler olacak ama o benim olacak. Altında yatanları daha sonra anlatırım. Şimdilik sadece örnek vereyim benimkini de ileride paylaşırım. Enjoy ....


17 Kasım 2016 Perşembe

India




Burada her şey spicy. Yani baharatlı. Renkli cıvıl cıvıl. Daha uçaktan iner inmez bir havayolu şirketinin otobüsleri sanki gülümsüyor. Hoşgeldiniiiizzzzz  diyor. Not: Otobüste RED HOT SPICY yazıyor da :)

Biraz bekleyip bavulları aldıktan sonra hemen otobuslere geçiyoruz. Burada trafikte bayaaaaa bir spicy. Bir kere trafik kuralı falan yok. Trafik ışıkları var ama dinleyen yok. Otobuslerin, kamyonların arkasında "HORN PLEASE" yazıyor. Bunlar deli mi ne derken anlıyorsunuz ki burada fren pedalı da kullanılmıyor. Tek kural kuralsızlık mı demeyin; tek kural gazla, deli gibi kornaya bas yol veriliyor . Bu çok enteresan gelse de,alışana kadar içiniz kalkıp panik olsanız da yaşadıkça alışıyorsunuz. Korna duymaktan içim kalktı. Son günlerde "ne çalıyor ki şimdi bunu" deyip meğer taaa 500 mt. uzaktaki motora çaldığını anlayıp "kornan kopsun e mi" deyip tatmin olmaya çalışıyorduk.



Belgeyle konuşuyorum.İnanın tüm otobüs,kamyon gibi şeylerin arkasında yazıyor. BLOW HORN yani bas kornaya



Bir de kibarlar! çoğu Please diyor.Yani sen kornaya bastın yol istedin de biz mi vermedik mantığı.
Ama şuna emin oldum ki dünyanın her yerinde kullanabilirim ama Hindistan'da asla. Her ne kadar kendimi iyi şöför zannetsem de burası beni aşar.


Trafikle ilgili bir fıkra gibi detayları da trafik polisleri. Bildiğiniz çobanlar sanki. Ellerinde sopa yol gösteriyor, dürtüyor........... Koyun misali. Eh bir büyüğümüz de demedi mi çoban ol çobannn diye. İşte Hindu polisler olmuş. 



Bir meydanda da yerden 70 -80 cm yüksekte bir platform yapılmış. Önlerinde masa bunlar dizilmiş sandalyelere kuruyemiş yerken oradan bağırarak trafiğe müdehale ediyorlardı. Çok komiklerdi. Biz bakınca da ne var ne bakıyorsun der gibi bakış atmıştı bu sopalı trafik çobanları :))

Demek istediğim şu Hindistan eğlenceli memleket . Gidilesi. Ben saray tarihçesi falan değil de hissettiklerimi yazayım siz tarihi işleri surf yaparak ta bulursunuz nasıl olsa. Enjoy derim. Devamı gelecek :))


16 Kasım 2016 Çarşamba

GANGA*




Been there .... Done that .......... Ne mutlu bana. 2016 bana iyi geldi. Hayal ettiğim seyahatleri yapabildim. Hindistan hep gitmek istediğim bir yerdi. Gidenlerin yarısı aşık olup döner diğer yarısı ise nefret eder. Çoğu gitmemiş insan sa "ne işin var orada, hayatta gitmem pislik" der.

Ben aşık olacağımı bile bile gittim zaten. Hani bir şehir efsanesi var uçak Hindistana iner inmez kapılar açılıyor ve Hindistan'ın ağır kokusu yayılıyor etrafa diye. Bence abartıdan ileri gitmez bir yorum, yani hiç kaale almayın. 
Pislik deniyor ya ister inanın ister inanmayın ama insanlar çok temiz. Beden kokusu asla duymadım. Çok ağır bir ter kokusuyla burnumun direği kırılıyordu nereli çıktı biliyor musunuz? Amerikalı. Bohem bitli gençler di. O kadar fakirliğe tertemizler. Neredeyse mukavadan yapılmış, kaldırımın dibine kurulmuş, içinden sanki trafiğin aktığı, önünde ineklerin yattığı evlerden bembeyaz formalı tertemiz çocuklar çıkıyor. Babası kaldırımda beline peştemal bağlamış bir leğende yıkanıyor.(Bo Derek'ten hallice) Kadınlar ellerinde yumuşaçık gözüken çalı süpürgesi gibi süpürgelerle durmadan etrafı süpürüyorlar.

Anlıyacağınız temizliğin dinleee minleee alakası yok. İçinde olacak insanın. Saygısı olacak önce kendine sonra etrafına ki temiz olsun. Duyduğum tek negatif yorumu çürüttükten sonra bir kaç bölümde anlatmaya çalışacağım. Hindistan altın üçgen denen rotayı yaptım. Nepal'i de ekledim. Güney ayrı bir seyahate bir de Mumbai o da diğer seyahate kaldı. Gerekli dualar yapılıyor gerçekleşir o da.
Hayallerin gerçek olduğu huzurlu ve sağlıklı geleceğe .....
 * : Ganj nehrine Hindular GANGA diyor.

10 Temmuz 2015 Cuma

Palavra 2



Keşke bu kitap tercüme edilmiş olsa. Okumadım ama yada bize uyarlanmış hali yazılmış olsa. Ve bu kitap ilkokul müfredatına alınmış olsa. Bu eğer aileden eğitimi alınmamışsa mutlaka öğretilmesi gereken birşey bence.
Bir de ikinci kitapta olabilir "How to listen people" Buna da ihtiyacı olan çok. Enjoy Palavras !!

Palavra

Portekizce'de "kelime " anlamına geliyor. Palavra. Bize nasıl geçmiş bunu anlamak için en güvenilir kaynak TDK ya bakınca o da İspanyolca dan geldiğini "palabra"dan devşirdiğimizi görüyoruz ki oda aynı anlama geliyor."kelime"

Sözlük aynen bunu yazıyor :
a. (pala'vra)
1. argo Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz veya haber: “Delikanlı imparatorluk sözünün bir palavra olmadığını artık yavaş yavaş anlıyordu.” -T. Buğra.
2. argo Uzun ve boş konuşma, martaval.
3. den. Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altındaki güverte.

Şahsen ben posta vapuru nedir bilmediğimden hem de bunların güvertesinin altındaki güverteyi hiç bilmediğimden 3. halde palavra yı ne kullanmışlığım var nede duymuşluğum var.
Ama şu ilk iki hal çok duyduğumuz ve hatta çocukluğumuzda Ajda'dan bıkmadan dinlediğimiz palavra palavra şarkısı bile var............
Saçma sapan bir şekilde aklıma takıldı. Biz "kelime" anlamına gelen bu latin kökenli kelimeye neden böyle yalancı ve adi bir anlam yükledik ki. Yoksa biz genetik olarak elimizde olmadan karşımızdakinin laflarını hiç dinlememeye, dinlesekte inanmamaya mı kodlanmışız?
O ne palavracıdır oooooo dediğimiz aslında çok konuşur , laf ebesidir de biz inanmak mı istemeyiz.

Kelime dilimize yerleşmiş orjinaliyle alakasız bir anlamda yerleşmiş hem de. Palavracıları sevmem, boş konuşanı sevmem, çok konuşanı hiç sevmem. Ama karşımdakini dinlemeyi bilirim, anlamaya çalışırım. İyi tanıdığıma inanıyorsam karşımdakinin laflarının altında yatanı çok iyi ayıklarım. Hissederim ben hissederim.
Yakın zannettiklerimin anlamamasını anlayamam , art niyetlileri de hiç affetmem. Akrep burcuyum. Bu yazı da ne sıkıcı oldu demeyin uzun süre ara verince açılmam zaman alıyor. Anlayış gösterin. Palavracılara kalbinizi ve kulaklarınızı kapatın ama kelimelerin anlamlarını hissedin, içinize sindirin. Palavrasız ama bol "kelimeli" hayatlar diliyorum. Enjoy palavras !!



"There are moments in the life of people, where words lose their meaning or seem useless, and, however much we think of a way to use them they do not seem to serve. So we do not say, just feel." (Sigmund Freud).